Anasayfa / Sındırgı Araştırma ve Tanıtım / Değerlerimiz / Eski bir Sındırgı Hikayesi: Andıklar ve İdris Dayı

Eski bir Sındırgı Hikayesi: Andıklar ve İdris Dayı

Henüz Andıklı mevkiinden üzüm toplamak den yeni gelmiş olan Sıparalı İdris dayı zamanın deyimiyle odanın köşesine asılı löküz ışığında ve açık ateşin(şömine) önünde anlatıyor. İki büklüm Hasibe ebe dinlene dinlene bir çay demliyor, bir pişirmek üzere kestane getiriyor, bir ocağa odun getiriyor. İdris Dayının etrafında meraklı çocuklar ve gençler onu dinliyor.

-Evlatlarım ben gençliğimde ne geyikler, ne domuzlar, ne ayılar, ne andıklar avladım.

Bu tok ses ve girizgahla çocuklar birbiriyle şakalaşmaktan vazgeçip bu andık hikayesine kulak kabartıyorlar.

-Çok eskiden yine böyle bir bağ bozumu zamanı idi ki Hasibe eben ile beraber yağmurdan kaçıp yaylaya sokulduk.

+Nerdeki yaylaya nerdeki? diyorlar ve artık ortamın hikaye anlatılmaya müsait olduğu anlaşılıyor.

-Kulak şapırdatmayacaksanız anlatayım evlatlarım. Yaylaya sokulduk ama öyle ıslandık ve yorulduk ki hemen ocağı yaktık. Tabii elimizdeki çıkıdan yiyip namazımızı kılar kılmaz oturduğumuz yerde uyuya kalmışız sessizce…

-Gecenin ilerleyen saatlerinde yağmur dindi. O vakitlerde yaylanın etrafından tıkırtılar ve homurtular gelmeye başladı. Homurtular öyle az da değildi… Hasibe Eben kapıyı sürgüledi. Homurtular arttıkça bizi telaş sardı. Bir yandan odun attık ateşe. Yine böyle bir ateşti o zaman.

Aslında hikaye köyün en az 6 km uzağında Andıklı Mevkiinde geçiyordu. Orası ıssız ve karanlıktı hala. Ve sadece derenin gürül gürül sesi geliyor olması lazımdı. Zifiri ıssız bir karanlık ve homurtular.
Bu homurtular ne ola ki…
Homurtular neyden geliyor? diye soruyor sabırsız çocuk.
-Yavrum, yaylanın etrafını dolaşmaya başlayan hamurtular artık bizi de korkutmaya başladı. Pencerenin ahşap perdelerini de indirdik. Kapının önüne tuz kayaları koyduk.
-Andıkların hırlamaları artınca kapının arkasına yastaç, ıprık, ceviz çuvalları, kak çıkıları ne varsa koyduk.

O an yine Hasibe Ebe evin ortasında kapıya doğru gıcırt gıcırt ses çıkararak yürüyor. Gözler karanlık bir köşede açılan kapıya doğcalandırılıyor.

-Tabiiii, benim elimde tüfek Hasibe Ebende değnek. Homurtular kapının önünde arttı ve kapıyı zorlamaya ve ulumaya başladı andıklar.

Bu ürpertici sahneyi hayal ederken bir meraklı bir soru peydahladı.
+Andık nasıl bir şey?

Andık öyle bir hayvan ki; boynu eşek gibi, kulakları tilki gibi, ağzındaki dişleri köpek gibi, sırtı kurt gibi, bacakları kaplan gibi. Ağzı kara, ön bacakları uzun, dişleri keskin.

Çocukların korkuları biraz daha arttı bu ilginç tasvirden sonra…

-Neyse hikayeye dönelim. Gecenin deminde andıklar kapının önünde hırlayıp tıkırtı yaparken bir yağmur başladı. Biz zaten çok yorgunuz tekrar uyuduk. Yaylanın o serin ve güzel ortamında sabahı ettik. Andıklar bizi yemesinden kurtulduk. Ama o geceyi de unutamadık.

Andık:
Ülkemizde Andık, Yeleli Kurt, Aftar, Aptar, Heftar, Alacanavar, Öcü, Dab’a gibi çeşitli isimlerle anılan ve insanlardan uzak bir yaşam sürdüğü için çok nadir görülen “Çizgili Sırtlan” (Hyaena hyaena) nesli tehlike altında olan bir tür.

Foto: Hatay

Yazar: Mustafa Çetin

Mustafa Çetin, Orman ve Su İşleri Bakanlığında 'Orman Yüksek Mühendisi' olarak çalışmaktadır. Ormancılığın SosyoEkonomisi ve kırsal kalkınmayla ilgilenmekte olup Doğa ve Sındırgı yazıları ile Sindirgida.com sitemize katkı sağlayacaktır. Kendisinin Sındırgı ve çevresini tanıtan anlatan "Bir İlçede Tarih, Kültür ve Tabiat; Sındırgı" kitabı mevcuttur.

Dikkatini Çekebilir

KÖYDE ÇÖP OLMAZ

Köy yaşamında israf ve atık kavramları neredeyse yoktur. Her şey doğaya saygı ve sürdürülebilirlik anlayışıyla …